Yükleniyor...

Dünya Bankası Türkiye Enerji Raporu

Anasayfa / Ekonomi / Dünya Bankası Türkiye Enerji Raporu

2011 yılında Shinya Nishimura liderliğindeki Dünya Bankası ekibi (ECSS2) Elektrik İşleri Etüt İdaresi (EİE) ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı (ETKB) işbirliği ile, Dünya Bankası‘nın Türkiye‘de enerji sektörü reformu ile ilgili Hükümet stratejisini desteklemeye yönelik programının bir parçasını oluşturduğu rapor hazırladı.

Geçtiğimiz on yılda, Dünya Bankası bir dizi teknik yardım programı ve kilit altyapı yatırımları yoluyla reform programının tasarımında ve uygulamasında Türkiye‘ye yardım etmiştir. Bu çaba kapsamında, Dünya Bankası, Hükumet‘in enerji arz güvenliğini sağlamaya ve enerji verimliliği önlemlerini arttırmaya yönelik stratejisini güncellemesine yardımcı olacak girdiler sağlamayı amaçlayan Elektrik Sektörü Reform Stratejisi Desteğini başlatmıştır. Çalışma, Türkiye‘de özellikle dikkat edilmesi gereken talep tarafı enerji verimliliği önlemlerini değerlendirmeye yönelik sektörel ve analitik çalışma üzerinde odaklanmakta.

Çalışmada; EİE, ETKB, diğer hükümet kurumları, kamu ve özel sektör kuruluşları, sivil toplum kuruluşları (STK), araştırma kuruluşları, uluslararası kuruluşlar ve donörler tarafından hazırlanmış çalışmaların ve raporların incelemesinden elde edilen bilgilere dayalı olarak potansiyel Hükumet stratejileri hakkında öneriler sunmakta. Ayrıca, enerji yoğunluğu ve tüketimi seviyeleri göz önünde bulundurularak seçilen dört sanayi alt sektöründe – çelik, kağıt, çimento ve tekstil – kısa bir anket gerçekleştirilmiştir. Ankete 19 şirket cevap vermiş ve her bir sektörün enerji verimliliği potansiyeli ile ilgili değerli bilgiler sağlamış.

RAPORA AİT YÖNETİCİ ÖZETİ

Enerji verimliliğini arttırmak Türkiye için bir önceliktir ve Türkiye’nin enerji arz güvenliğini sağlamasına, büyümeyi sürdürmesine, çevreyi korumasına ve iklim değişikliğini azaltmasına yardımcı olacaktır. Enerji verimliliğinin arttırılması ayrıca Türkiye‘nin Avrupa Birliği‘ne tam üyelik süreci ve Kyoto Protokolünün bir sonraki aşamasının geliştirilmesi sürecine katılımı bakımından da önem arz etmektedir. Hükumet enerji verimliliğinin teşvik edilmesine yönelik politika ve düzenleyici hususları ele almaya başlamıştır ve şu anda enerji verimliliği yatırımlarını arttırmak için hazırlıklar yapmaktadır.

Enerji verimliliği Türkiye için neden önemlidir?

Talepteki hızlı artış sebebiyle enerji arz güvenliği risk altındadır. Elektrik talebi son beş-altı yıl içerisinde yıllık yaklaşık yüzde 7.0 – 8.0 artmıştır ve ekonomi mevcut küresel mali krizden çıktıktan sonra tekrar hızlı bir şekilde artmaya devam etmesi beklenmektedir. Tahminler, talepteki azalma sebebiyle arz güvenliği risklerinin kısa vadede daha düşük olduğunu göstermesine rağmen, orta-uzun vadede risklerin devam edeceğini, hatta ilave üretim tesislerinin devreye alınmasında gecikmeler yaşanması ve/veya mevcut tesislerin emreamadelik düzeylerinin düşük olması halinde bu risklerin artabileceğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, Türkiye için sadece enerji arzını arttırmak değil aynı zamanda arz istikrarını sağlamak amacıyla talep tarafında enerji verimliliğini arttırmak kritik öneme sahiptir.

Enerji verimliliğindeki artışlar Türkiye’nin rekabetçiliği ve uzun vadeli sürdürülebilir ekonomik büyümesi için hayati öneme sahiptir. Düşük enerji verimliliği işletmeler için yüksek maliyet anlamına gelir, dolayısıyla enerji verimliliğinde sağlanacak iyileşmeler Türkiye sanayisinin küresel ekonomide rekabetçiliğini koruyabilmesi için temel bir gerekliliktir. Verimsiz enerji kullanımı aynı zamanda daha fazla kamu enerji harcaması ve ulusal bütçeden enerji harcamaları için daha fazla pay aktarılması anlamına gelir. Ayrıca, Türkiye‘nin zaten yüksek olan cari açığını daha da arttıracak olan ve Türkiye ekonomisini ithalat uygunluk kısıtları ve fiyat volabilitesi sebebiyle dış şoklara maruz kalma riskini arttıracak olan daha fazla enerji ithalatı anlamına gelir —2008 yılında enerji ithalatı toplam 48 milyar ABD $‘na ulaşmıştır.

İklim değişikliğinin etkisini azaltmak bir politika önceliğidir ve Hükumet’in bir taahhüdüdür. Kişi başına düşen sera gazı emisyonları hala düşük olmasına rağmen, Türkiye‘deki toplam sera gazı emisyonları artış oranı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) Ek-1 ülkeleri arasındaki en yüksek orandır. 1990-2007 döneminde, sera gazı emisyonları yüzde 119 artmıştır ve 2007 yılında enerji sektörü yüzde 77 ile sera gazı emisyonlarına en fazla katkıda bulunan sektör olmuştur. Enerji talebi arttıkça, emisyon artışlarının kontrol altına alınması Türkiye‘deki politika yapıcılar için büyük bir zorluk haline gelmiştir. UNFCCC‘ye sunulan birinci Ulusal Bildirimde, Hükumet enerji verimliliğinin emisyonları yönetmek için maliyet etkin bir yol olduğu yönünde doğru bir tespitte bulunmuştur.

Türkiye enerji mevzuatı ve düzenlemesi alanlarında güçlü başlangıç adımları atmıştır ve artık enerji verimliliği alanındaki güçlü potansiyeli kullanmak üzerinde odaklanmalıdır.

Enerji verimliliğini teşvik etmeye yönelik düzenleyici ve kurumsal çerçevelerin oluşturulması bakımından önemli başarılar elde edilmiştir. Ulusal Enerji Verimliliği Stratejisi enerji verimliliği yatırımlarının tespit edilmesi ve uygulanması için kurumsal ve mali destek sağlanmasına yönelik bir politika ortaya koymaktadır. Enerji Verimliliği Kanunu ve ikincil mevzuatı, enerji denetçileri gibi enerji hizmet şirketlerinin (ESCO) kurulması ve işletilmesi ve enerji tasarrufu yatırımlarını teşvik etmeye yönelik Gönüllü Anlaşma programları da dahil olmak üzere enerji verimliliği artışlarını teşvik etmeye ve desteklemeye yönelik yasal dayanağı ve önlemleri sunmaktadır.

Enerji için maliyet esaslı fiyatlandırma mekanizmaları kısa süre önce uygulamaya konulmuştur ve bu daha enerji etkin bir ekonomiye geçiş için önemli bir adımdır. Türkiye‘nin enerji fiyatlandırması maliyetleri yansıtmıyordu, dolayısıyla kısa süre önceye kadar enerji verimliliği için uygun sinyaller sağlamıyordu. 2002-07 döneminde üretim maliyetlerinde önemli artışlar yaşanmasına rağmen, perakende elektrik fiyatları çok az değişmiştir. Bununla birlikte, 2008 yılında gerçekleştirilen önemli bir fiyatlandırma reformundan sonra, Türkiye‘deki elektrik fiyatları Batı Balkan ve Orta Avrupa ülkeleri ile aynı düzeylere gelmiştir. Hükümet, maliyetleri yansıtan tarifelerin ve düzenli fatura tahsilatlarının, tüketicilerin enerji tasarrufu ve ekonomik açıdan sürdürülebilir enerji verimliliği yatırımları için uygun teşvikler sağladığını kabul etmektedir.

Türkiye ekonomisi enerji yoğun bir ekonomidir. Türkiye‘de kişi başına düşen toplam primer enerji arzı (TPES) düşük olmasına rağmen —2007‘de Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) ortalaması kişi başına 4.64 TEP iken, Türkiye‘de kişi başına 1.35 TEP1 – Türkiye ekonomisi nispeten enerji yoğundur. 2007 yılında, ekonomi GSYİH‘nın her 1.000 ABD $‘ı (2000 ABD $ bazında) 2 için 0.273 TEP enerjiye ihtiyaç duymuştur – bu rakam 0.18 olan OECD ortalamasının üzerindedir.

Diğer OECD ülkelerine göre Türkiye enerji verimliliği girişimini daha yeni başlatmıştır. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) istatistikleri, 2000-06 döneminde toplam enerji yoğunluğunun OECD‘de yüzde 9.0 düşerken, Türkiye‘de yüzde 6.0 düştüğünü göstermektedir. Sanayideki enerji yoğunluğu OECD ülkelerinde ortalama yüzde 10 düşerken, Türkiye‘de yüzde 6.0 düşmüştür. OECD, Bulgaristan, Romanya, Polonya ve Macaristan‘daki enerji verimliliği iyileşmelerinden yararlanmıştır. Veriler Türkiye‘nin de kullanabileceği önemli enerji tasarrufu potansiyeli olduğunu teyit etmektedir.

Sanayi ve bina sektörleri enerji verimliliği artışı için en fazla fırsatı sunuyor.

Bu rapor için yapılan bir analize göre, sanayi ve bina sektörleri, yıllık 15 milyon TEP’lik elektrik tüketiminin üzerinde veya toplam tüketimin yüzde 14’ü kadar toplam enerji tasarrufu potansiyeli sunuyor. Sanayi sektörü toplam nihai tüketimin yaklaşık yüzde 39‘unu oluşturuyor ve Türkiye‘deki en büyük enerji tüketicisi konumundadır. Bina sektörü ise toplam nihai tüketimin yaklaşık yüzde 30‘unu oluşturmaktadır (2007, kamu/konut/ticari binalar). Bu iki sektör aynı zamanda en yüksek öngörülen enerji talep artışına da sahiptir. Dolayısıyla, enerji tasarrufu için en büyük potansiyeli sunmaktadırlar ve bu durum enerji verimliliği yatırımlarının teşviki açısından bu sektörleri öncelikli sektörler haline getirmektedir.

Sanayi sektöründe, Türkiye yıllık 3.0 milyar ABD$ civarında bir enerji tasarruf potansiyeline sahiptir; bu potansiyel sanayide yıllık yaklaşık 8.0 milyon TEP enerjiye veya sektörde 2007 yılındaki enerji tüketim seviyesinin yüzde 25’ine karşılık gelmektedir. Sanayide enerji yoğun endüstriyel alt sektörler hakimdir —enerji maliyetleri toplam üretim maliyetlerinin yüzde 20 ile 50 arasında bir oranını oluşturmaktadır. Demir-çelik sektörü yüzde 22 ile en büyük sınai enerji tüketim payına sahiptir. Bu sektörü yüzde 19 ile metal dışı alt sektör (çimento, cam, seramik, tuğla) ve yaklaşık yüzde 3 ile bir başka enerji yoğun sanayi olan cam alt sektörü takip etmektedir. Bu alt sektörler aynı zamanda en büyük enerji, verimliliği kazanım potansiyeline sahiptir. Kimyasallar alt sektöründen sonra, ikinci en büyük tasarruf potansiyeline sahip olan sektör yıllık 1.4 milyon TEP ile demir-çeliktir ve bunu her biri yıllık 1.1 milyon TEP‘lik tasarruf potansiyeline sahip olan çimento ve tekstil sektörleri takip etmektedir. Büyük şirketler küresel rekabetçiliklerini korumak için hali hazırda bazı enerji verimliliği iyileştirmeleri ve yatırımları gerçekleştirmiş durumdadır. Ancak yatırımları önceliklendirmeye ve özendirmeye yönelik sistematik bir çaba ülke için ilave enerji verimliliği faydaları sağlayabilir.

Ülkedeki bina stokunda gerçekleşen önemli artış ile birlikte, yaşam standartlarında ekonomik büyüme ile bağlantılı olarak gerçekleşen yükselme (beyaz eşya ve klima kullanımındaki artış gibi) sebebiyle, konutlardaki enerji talebi 1990 yılından bu yana üç katına çıkmıştır. Bu rapor için yapılan analize göre, sektördeki tasarruf potansiyeli yaklaşık yüzde 30 veya yıllık 7 milyon TEP‘in üzerindedir. Binalarda ısıtma enerji tüketiminin yüzde 80‘ini oluşturmaktadır. Dolayısıyla, enerji tasarruf potansiyelinin büyük bir kısmı ısı kaybını önlemeye yönelik ısı yalıtım uygulamalarının yaygınlaştırılması ile ilişkilidir. Binalarda enerji verimliliğinin arttırılması için, binalar için daha yüksek enerji verimliliği gerektiren 2008 tarihli bina yönetmeliklerinin uygulanması bir önceliktir. Artık yeni inşaatların ve büyük çaplı yenilemelerin AB‘nin ısı yalıtımı ve enerji tüketim standartlarına uyması gerekmektedir. Klimalar ve buzdolapları gibi elektrikli ev gereçleri ile ampullere yönelik yeni enerji verimliliği standartları artık Türkiye‘de satılan tüm ürünlerin AB etiketleme ve enerji verimliliği gerekliliklerinin karşılamasını gerektirmektedir. Buradaki temel zorluk düzenleyici hükümlerin uygun ve düzenli izleme yoluyla uygulanmasını sağlamaktır.

Ancak, bu enerji tasarrufu potansiyelinin gerçekleştirilebilmesi için Türkiye’de şu anda mevcut olan çeşitli piyasa engellerinin aşılması gerekmektedir. Bu konuda çeşitli çabalar sarf edilmesine rağmen, hala düzensiz olan ve çoğu durumda tutarsızlıklar sergileyen veri toplama süreci sebebiyle veriler mevcut değildir. Zaman dilimleri ve ekonominin sektörleri arasında tutarlı veriler olmadıkça, politikaları ve yatırımları değerlendirmek ve önceliklendirmek güç olacaktır. Böyle kapsamlı verilerin olmayışı ve özellikle bilinç düzeyini arttırmaya yönelik geçmişteki çabalar sınai ve kurumsal kitleler yerine genel kamuoyunu hedeflediğinden dolayı enerji verimliliği yatırımlarının maliyet ve faydaları ile ilgili bilinç düzeyinin düşük kalmasına yol açmaktadır. Enerji verimliliği projelerinin hazırlanmasına ve uygulanmasına yardımcı olacak enerji denetimlerini ve fizibilite etütlerini gerçekleştirmek için yeterli bilgi ve deneyime sahip nitelikli şirketlerin ve danışmanların azlığından dolayı enerji verimliliği yatırımlarının işlem maliyetleri genellikle daha yüksektir. Yukarıda açıklanan bilgilendirme eksikliğine ek olarak, yüksek işlem maliyetleri finansman eksikliğine yol açmaktadır. Bu çoğu ülkede enerji verimliliği yatırımları için temel bir piyasa engelidir, ancak orta ve uzun vadeli finansman eksikliğinin enerji verimliliği yatırımları için daha düşük öncelik anlamına geldiği Türkiye için özellikle geçerlidir.

Hükümet‘in mevcut uluslararası standartlar ile uyumlu politika ve düzenlemelerine rağmen, enerji verimliliği yatırımlarının ve önlemlerinin uygulanmasına yönelik kaynakların ve desteği eksikliği yukarıda belirtilen piyasa engellerini daha da ağırlaştırmaktadır. Enerji verimliliğine ayrılan kaynaklar EİE gibi kamu kurumlarının veri toplama ve düzenlemelere uyumu sağlama kapasitesini arttıracaktır; öte yandan, özel sektöre sağlanan teşvikler Kanun ile öngörülen uyumun ötesinde verimlilik iyileştirmeleri teşvik edebilir.

Sonraki Adımlar: Türkiye Enerji Verimliliğini Nasıl Arttırabilir?

Hükumet desteğinin artık bir enerji verimliliği piyasasını, kurallarını, özel sektör sermayesine yönelik standartları ve enerji verimliliğini önceliklendirmeye yönelik teknik kapasiteyi geliştirmek için uygun ortamın yaratılması üzerinde odaklanması gerekmektedir. Hükumet enerji sektörüne yönelik düzenleyici ve kurumsal çerçeveleri oluşturmuştur. Gelişmekte olan enerji verimliliği piyasalarındaki uluslararası deneyimler bundan sonra atılması gereken adımların; enerji verimliliği için açık politika amaçlarının ve hedeflerinin sağlanması, enerji verimliliğine özgü bilgi altyapısının ve kurumsal altyapının oluşturulması ve muhtemelen başlangıçtaki işlem maliyetlerinin düşürülmesini amaçlayan başlangıç finansal desteğinin sunulması olduğunu göstermektedir. Enerji Verimliliği Strateji Belgesi bir yandan hazırlanırken, Hükumet bu doğrultuda adımlar atmaya başlamıştır.

Aşağıda Hükumet‘in enerji verimliliği hizmetleri için sürdürülebilir bir piyasa yapısının oluşturulmasına yardımcı olmak için Strateji Belgesindeki uzun vadeli reform gündemi kapsamında düşünebileceği bazı ilave politika seçeneklerinin bir tartışması yer almaktadır. Önerilen politika seçenekleri üç temel konu üzerinde odaklanmaktadır. Daha iyi veri toplama, enerji hizmet şirketlerinin geliştirilmesine yönelik destek ve EİE‘nin kurumsal güçlendirmesi.

Enerji verimliliği veri toplama ve izleme için sürekli bir program geliştirmek.

Enerji verimliliği zorluğunu üstlenen diğer ülke örnekleri, düzenli ve tutarlı bir esasa dayalı veri toplamanın başarılı bir enerji verimliliği programının kilit bir bileşeni olduğunu göstermektedir. Verilerin sektörler arasında tutarlı bir yöntem ve zaman dilimi ile toplanması gerekmektedir. Veri toplama çabaları tüm sektörler için beş ortak gösterge üzerinde odaklanmalıdır;

  • Ekonomik oranlar – Enerji tüketimini, enerji yoğunluğu gibi bir makro ekonomik değişken ile ilişkilendirir (TEP/ Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYİH))
  • Teknik – Ekonomik Oranlar – enerji tüketimini, belirli bir prosese yönelik enerji verimliliği gibi fiziksel bazda faaliyet göstergesi ile ilişkilendirir (TEP/üretilen ton),
  • Enerji Tasarrufu – Gerçekte tasarruf edilecek enerjiyi değerlendirir,
  • Kıyaslama – En iyi performans sergileyen ülkelere dayalı olarak iyileşme potansiyelini gösterecek hedef göstergeler,
  • Yayılım Göstergeleri – Enerji verimliliği teknolojilerinin piyasaya girişlerini ölçer (satılan tüm yeni elektrikli ev gereçleri arasında A sınıfı veya daha yüksek sınıf ev gereçlerinin yüzdesi).

AB‘deki EUROSTAT ve ODYSEE gibi veri tabanları, politika yapıcıların enerji verimliliği politikalarını planlayabilmeleri, değerlendirebilmeleri ve ilerlemeyi izleyebilmeleri için tutarlı zamansal veriler sağlarlar ve Türkiye için bir model tasarlanırken de düşünülebilir. EİE‘nin sanayide enerji verimliliğini analiz etme yönündeki geçmiş çabaları değerli veriler sağlamıştır, ancak artık daha kapsamlı ve sistematik bir veri toplama gerekmektedir. EİE ayrıca veri ile ilgili çalışmalarını İç İşleri Bakanlığı gibi kamu kurumları, sanayi dernekleri yoluyla özel sektör ve STK‘lar ile koordine etmesi gerekmektedir. EİE‘nin uygulayacağı kapsamlı bir enerji verimliliği veri toplama ve izleme programı için aşağıdaki hususlar düşünülebilir:

  • Tutarlı ölçüm protokollerinin ve ölçülerinin geliştirilmesi (enerji verimliliği göstergelerinin nasıl tanımlanacağı, hesaplanacağı ve yorumlanacağı);
  • Uyumlaştırılmış kriterlere dayalı olarak verilerin toplanması;
  • Özel sektör (özellikle sanayi) ile teknik koordinasyonun sağlanması ve verileştirmeyi ve transferini kolaylaştırmak için kapasite oluşturmaya yardımcı olunması;
  • Veri birleştirme ve dağıtım işlemlerine yardımcı olacak araçların geliştirilmesi (örneğin internet)
  • Sonuçların ulusal düzeyde dağıtılması

ESCO iş modelinin geliştirilmesi için mevcut mevzuat ve düzenlemenin desteklenmesi

Yasal ve düzenleyici çerçeveler geniş anlamda Avrupa Birliği ile uyumludur. Enerji verimliliği ile ilgili olarak, AB direktifleri ile uyumlaştırılmayı bekleyen sadece dört yönetmelik bulunmaktadır. Bu dört yönetmelikten üçünün 2010 sonuna kadar uyumlaştırılması planlanmaktadır.

Türkiye‘nin Enerji Verimliliği Kanunu gönüllü anlaşmalar ve destek programları gibi enerji verimliliği yatırımlarını teşvik etmeye yönelik mekanizmalar sunmaktadır.

Ancak, bunlar küçük ölçekli yatırımları hedeflemektedir ve küçük miktarlıdır (azami miktar 336.000 ABD $ eşdeğeridir); dolayısıyla bu düzenlemeler yatırımları daha büyük ölçekli yatırımlar haline dönüştürmeyi veya enerji verimliliği teknolojileri ve hizmetleri için bir piyasanın geliştirilmesini teşvik etmemektedir. Diğer ülkelerdeki deneyimler, bunlara ilave olarak bir enerji hizmet şirketi (veya ESCO) yaklaşımının genellikle bu çabaları tamamlamada yararlı olduğunu göstermektedir. Hükumet, ESCO modeli yoluyla ― Verimlilik Arttırıcı Projelerin‖ uygulanmasını teşvik etmek için mevcut yasal çerçevenin desteklenmesini düşünebilir. ESCO‘lar, enerji verimliliği yatırımlarının tespiti ve uygulanması amacıyla, sözleşmede belirtilen enerji tasarrufuna dayalı bir ücret karşılığında son kullanıcılar ile sözleşme imzalarlar – genellikle aynı zamanda finansman da sağlarlar. ESCO‘lar bu şekilde enerji verimliliği yatırımlarını ve önlemlerini tespit etmek ve uygulamak için gerekli kapasiteye sahip olamayabilecek şirketler için bu teknik boşluğu doldururlar. ESCO‘lar aynı zamanda küçük ölçekli enerji verimliliği yatırımları için birere birleştirici işlevi görebilirler ve bu şekilde finansal kaynaklara ve verimliliğe erişimi arttırabilirler..

Enerji Verimliliği Kanunu kapsamındaki mevcut ESCO sözleşme modeli sadece ― Garantili Tasarruf Modeli öngörmektedir; burada enerji tasarrufları önceden sözleşmeye bağlanmaktadır ve bu son kullanıcılar için yeterli koruma sağlamaktadır. Ancak, model anlaşmaya bağlanan enerji tasarrufları ile ilgili ihtilaflara dayalı olarak ücret ödemelerinin yapılmaması riskini ESCO‘lara yüklemektedir ve bu durum tüm ESCO işini riske atmaktadır.

Tasarrufların gerçekleşmesi ile ilgili ihtilafların çözümü için ESCO‘lara ve müşterilerine yönelik açık bir yasal başvuru veya tahkim mekanizmasının oluşturulması bu riskin bir nebze azaltılmasında yararlı olacaktır. Mekanizma ESCO‘ların maruz kaldığı teknik riskleri açıklığa kavuşturacak ve sınırlayacaktır. Bu durum piyasaya yeni girişleri teşvik edecek ve iş modeli için mevcut finansmanı arttıracaktır.

Ayrıca, ESCO‘lar ile son kullanıcılar arasında alternatif sözleşme modellerinin bulunması ESCO piyasasını ve bunların hizmetlerini genişletebilir. Örneğin, Çin gibi gelişmiş ESCO piyasasının bulunduğu diğer ülkelerde kullanılan ― Paylaşılan Tasarruf Modelinde, enerji tasarrufunun kendisi değil, ESCO‘ya ücret olarak ödenecek olan enerji tasarrufunun yüzdesi önceden kararlaştırılmaktadır. Bu model müşteriler için riskleri azaltmaktadır (çünkü ücret ödemeleri ancak enerji tasarrufu gerçekleştiğinde ve orantısal olarak yapılır) ancak ölçüm ve doğrulama için ilave gereklilikler sebebiyle maliyetleri arttırabilir. Ancak bu aksi halde bir sözleşmeye girmek istemeyebilecek şirketler için cazip bir alternatif olabilir.

EİE’nin enerji verimliliğini koordine ve teşvik edebilmesi için kurumsal düzenlemelerinin güçlendirilmesi.

Diğer ülkelerden edinilen deneyimler, enerji verimliliğini teşvik etmek, izlemek ve politika girişimlerini uygulamak için güçlü, iyi düzenlenmiş ve görev alanları açık bir şekilde belirlenmiş bir kuruma sahip olmanın önemli olduğunu göstermektedir. Bunu sağlamaya yönelik bir yaklaşım, EİE‘nin kurumsal yapısını yeniden odaklandırmak ve politika amaçlarını enerji verimliliği kanununda verilen kurumsal görevlere uygun olarak açıklığa kavuşturmak olabilir. EİE‘nin başlangıçtaki kurumsal görev alanı hidro, termik ve yenilenebilir gibi enerji tedarik teknolojileri hakkında araştırmalar yapılmasını içeriyordu ve EİE 1992 yılında Ulusal Enerji Tasarruf Merkezi (UETM) olarak atanmıştı. Şu anda EİE‘nin ilave olarak genel enerji verimliliğini programını yönetmesi ve destek ve gönüllü anlaşma programlarını uygulaması gerekmektedir. EİE‘nin enerji verimliliği ile ilgili görevlerini etkili ve etkin bir şekilde yerine getirebilmesi için teşkilat yapısının yeniden odaklandırılması gerekmektedir.

Bu bağlamda, EİE‘nin kurumsal yapısında enerji verimliliği için özel bir daire veya birimin oluşturulması özellikle önemli olabilir. 2009 yılında, EİE yönetiminin aldığı bir kararla, Enerji Kaynakları Araştırma Dairesi enerji verimliliğinin arttırılması ile ilgili çalışmaları yapacak özel birim olarak belirlenmiştir. Enerji verimliliği fonksiyonları için yeterli ve sadece bu amaca yönelik kurumsal ve mali kaynakların tahsis edilebilmesi teşkilat ve bütçede yapısında yeniden odaklama yapılması düşünülebilir. Birimin yapılan çalışmaları ve ilerlemeyi izleyebilmesi için, özellikle enerji verimliliği için açıkça ölçülebilir ve incelenebilir hedefler belirlenebilir. Sadece bu konuda çalışacak personelin bulunması da kaynakların daha iyi bir şekilde tahsis edilmesini ve enerji verimliliği alanında kapasitenin ve yetkinliğin arttırılabilmesine yönelik eğitimlerin yapılabilmesini sağlayacaktır.

Ek olarak, diğer ülkelerdeki ADEME (Fransa) ve Çek Enerji Ajansı gibi benzer kurumlarda görüldüğü gibi, EİE‘nin iklim değişikliği konularında Çevre Bakanlığı ve DSİ gibi diğer kamu kurumları ile daha yakın bir koordinasyon sağlaması önemli olacaktır. Temiz enerji gündemi için lider kuruluş olarak, EİE ekonominin tüm sektörlerinde enerji verimliliğinin teşvik edilmesinin yanı sıra karbon emisyonları ve su kullanımı gibi konularda baş rol oynayabilir. Bu amaçla uyumlu olarak, Enerji Tasarrufu Koordinasyon Kurulunun işlevinin güçlendirilmesi gerekebilir.

Bu geniş politika unsurlarına ek olarak, enerji verimliliği için bir piyasa geliştirme sürecini başlatmak için aşağıda belirtilen iki kısa vadeli eylem düşünülebilir.

Enerji tasarrufu hedeflerinin belirlenmesi ve enerji verimliliği yatırımlarına yönelik finansmanı arttırmak için mekanizmalar oluşturulması: Hükumet’in enerji verimliliğini arttırma niyetini açıkça ortaya koymak için, enerji tasarrufuna yönelik ulusal hedefler ve sektör hedefleri belirlenebilir. Hedefler politika amaçlarını açıklığa kavuşturacaktır ve enerji verimliliği önlemlerinin ve yatırımlarının değerlendirilmesinde kullanılacak karşılaştırma ölçütleri oluşturacaktır. Politika amaçlarının açıklığa kavuşturulması Hükumet desteğinin ve finansmanının sağlanmasına yönelik bir çerçeve oluşturacaktır ve bu aynı zamanda bilinç düzeyini yükseltecektir. 2020 yılına kadar primer enerji tüketiminin yüzde 20 azaltılması olarak belirlenen Avrupa Komisyonu hedefine oldukça benzer şekilde, Hükumet tarafından bir hedefin belirlenmesi aynı zamanda özel sektör yatırımları, uluslararası kuruluşlar ve STK‘lar da dahil olmak üzere çeşitli paydaşların ilgisini çekebilir. Bu enerji verimliliği hizmetleri ve yatırımları piyasasının genişletilmesini kolaylaştırabilir. Daha önce de belirtildiği gibi, Enerji Verimliliği Strateji Belgesi şu anda EİE tarafından hazırlanmaktadır ve 2010 sonuna kadar tamamlanacak olan bu belgede belirli ulusal ve sektörel hedeflerin belirlenmesi beklenmektedir.

Enerji Verimliliği yatırımlarının uygulanabilmesi için kamu kaynaklı destek ve finansman sağlamak için kullanılabilecek farklı finansal mekanizmaların uygulanabilirliğinin belirlenmesi de önemli olabilir. Yukarıda tartışılan hususlara ek olarak, uluslararası deneyimler uygun şekilde tasarlanmış finansman mekanizmalarının başlangıçtaki piyasa geliştirme/dönüştürme sürecinde ve enerji verimliliğini arttırma yönündeki politika amacına ulaşılmasında önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Kamu finansmanı yatırım olanakları Bulgaristan‘da ve Polonya‘da enerji verimliliği hizmetleri ve yatırımları piyasasının geliştirilmesinde ve genişletilmesinde bir katalizör işlevi görmüştür. Diğer piyasalarda enerji verimliliği yatırımları için kullanılan ve dikkate alınabilecek diğer finansman mekanizmaları arasında kredi garantileri, kısmi kredi garanti programları ile vergi indirimleri ve sübvansiyonlu finansman gibi teşvik programları yer almaktadır. Bununla birlikte, sektör yapısı ve finansal piyasanın derinliği bu araçların etkililiğini etkileyeceğinden dolayı, enerji tasarrufu potansiyelinden tam olarak yararlanılabilmesi için Türkiye‘nin durumuna en uygun finansman mekanizmasının bulunması gerekecektir. Dünya Bankası şu anda yenilenebilir enerjiyi ve enerji verimliliğini desteklemek üzere yerel finansal aracı yoluyla bir proje uygulamaktadır; projeden çıkarılan dersler bu alanda gelecekteki çabaları desteklemek için kullanılabilir.

edgedoll.com

Comments(0)

Leave a Comment